Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yirmi Beş Yıldır Havanda Su Dövüyor! -Vanya Dayı'dan Alıntılarla 2.-
“Biliyor
musunuz, Marnia, kırda veya gölgeli bahçede gezerken o kadar mutlu oluyorum ki,
şu masaya bakarken bile gönlüm sınırsız bir mutlulukla dolup taşıyor. Hava
büyüleyici, kuşlar cıvıldıyor, huzur ve rahatlık içerisinde yaşayıp gidiyoruz…
İnsan daha ne ister?’’
“İnsan daha ne ister?” İnsan ne istiyor? Daha doğrusu,
insan neyi istemiyor ki? Düşünelim… İnsan tatmin olmak istemiyor. İnsan paylaşmak
istemiyor. İnsan her şeyin ‘en iyisini’ istiyor. Dolayısıyla ‘eskiyenleri’
istemiyor. Peki ya nedir ‘en iyisi’ ve ‘eskiyen’? Bir arabanın son çıkan
modeli, bir kıyafetin moda olmuş hali… Evin daha lüksü, saray gibi...
Tüm bunlardan ne kadarının kalıcı olacağıysa belki
de sorulması gereken asıl soru olabilir. Saray gibi evinin içinde ne kadar
barınabilirsin? Son model arabanla ne kadar yer gezecek ve kıyafetlerini ne
kadar süre giyebileceksin? İnsan yıllar geçtikçe elden ayaktan düşer, sağlığı
bozulmaya başlar. Aynaya daha az bakmak ister, geçmişe özlem, keşke’ ler ve
pişmanlıklar. Bazense yaşı henüz gençken veda eder kurduğu hayallere. Ve kimse
kendisinin ne zaman öleceğini önceden kestiremez. Ölümcül hastalığa tutulan
kişi, o hastalığın onun başına geleceğini çoğu zaman bilemez, ya da bilmek
istemez. Bu durumda, hayatını kendisine veren ve alan olmayan insan, dünyada
neyi almanın ve neyi vermemenin peşindedir?
Elbette konforlu bir hayat, herkesin emeği kadarınca
yaşamayı hak ettiği, hatta yaşaması en çok dilenendir. Olmalıdır da. Öyleyse
acaba insan nerede yanılıyor olabilir? Nerede elleri arasındaki hayat ipini
gereksiz bir kuvvetle asılmaya başlıyor? Ve o ip bir gün güçsüz düşmesiyle elleri
arasından kayıyor, kopuyor. Ya da ipin ucuna birilerine ya da bir şeylere verip
onun evcil hayvanı oluyor...
“İp elleri
arasından kayar.” Çünkü insan sandığı kadar özgür değildir belki de. Mesela,
nasıl var olduğunu açıklamaya çalışırken cümlenin sonunu getiremez veya sorulan
soruların bazıları ‘uzman olduğu alandan’ değildir, cevap veremez. Öyleyse
insanın aklı sınırlı bir kapasiteye sahiptir, aynı kulaklarının duyuşu,
gözlerinin görüşü gibi… Bu harikulade tasarlanmış varlık, eğer kendi
gerçekliğini tanırsa, kendisinde niçin özelliklerinin belirli bir limit üzere
olduğunu ve söz konusu bir ‘limit’ bir ‘ölçü’ varsa, bunu koyan ölçüsüz, uçsuz
bucaksız bir kuvvetin olduğunu -nitekim cihazatları bu kanıya varması için
yeterli donanıma sahiptir- kabul etmesi gerekir. Neden mi? Evet insan bir
noktaya kadar çaba sarf edebilecektir ama istekleri hiç bitmez. Hayal gücü
devamlı gelişmekte, teknolojiyi beraberinde götürmekte ve daha fazlası için
planlar yapmaktadır. İnsan cihazındaki bu sonsuza uzanan yükleme acaba sebepsiz
yere var olmuş olabilir mi?
İçerisinde taşıdığı
hisler ve fikirler ona, ‘onun için’ vaat edilenleri anlatıyor, hizmet etmesi
gereken amaç için ona ödevler veriyor olabilir mi? Acıkma özelliği yiyeceklerle
cevap bulan, uykusuz kaldığında uyuyarak enerji toplayan, nefes alması
gerekiyorken onun için olan havadan faydalanan… Bu insan, yalnızca kendisine
dönüp bakarak dahi, bu dünyadan ve zamanını bilmeksizin sonlanan hayatından yol
çıkarak; daha uzun bir yolcuğun seçilen kişisi olduğunu düşünebilir mi? Hem niçin
düşünen bir biz varız şu koca evrende? Bir balık ya da bir maymun kadar akılla,
ruhla, donanımla gelip gidemez miydik?
İnsan daha ne ister? Neden ister? Ve gerçekte bunları nerede bulacaktır?
“…Durmak
bilmeden talihsizliğinden yakınıyor ama, aslına bakılacak olursa, inanılmaz
derece de şanslı… Ama şu işe bak ki yirmi beş yıldır sanat üzerinde yazıyor
olmasına rağmen sanat hakkında hiçbir şey bilmiyor!
…Başkalarının…
düşünceleri üzerine düşünüp duruyor. Yirmi beş yıldır bilgin kişilerin
çoktandır bildiği ve aptallarınsa hiç umrunda olmayan konular üzerine yazıyor;
yirmi beş yıldır havanda su dövüyor. Bütün bu zamandır takındığı şu küstahlığa,
şu kendini beğenmişliğe bakın!”
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder