Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Ya Sonra?
Sen, dedi, ya sen kendinden ne kadarını kaybettin bu dünya için? Yolda yürürken, bir yerde öylece dururken, birileriyle konuşurken, onları dinlerken ve izlerken, sen ne kadar sen’sin? Aynaya bakarken gördüğün kişi yüreğinde hangi duyguları uyandırıyor? Neler geçiyor aklından? İçindeki ses; senin sesin mi? Kimlerin gözleriyle bakıyorsun bedenine, fikirlerine, hislerine…
Sana heyecan verecek şeylerin peşinden devamlı sürükleniyorken ne kadar zamanını tükettiğinin farkında mısın? Değişim iyidir, peki hangi değişim? Seni sen yapan nelerin var üzerinde? Onları kimlerle paylaşıyorsun, gerçekten seninler mi?
Her insan için birtakım heyecanlar, hisler, inişler ve çıkışlar var, açılabilecek sayısız kapı; yaşanabilecek hadsiz seçenek. Ama aslında iki yol yok mudur? Kendin olmak ya da bir başkası… Bir şeyler için yaşamak, onları takip etmek; onlarla sevilen kişi, seven kişi, sayılan ve tanınan kişi olmak. Ama bir soru sormak istiyorum. Amacın nedir? Yolunun sonu nereye çıkıyor, nerede bitiyor? Kimin için, ne için yaşamaktasın, tüm çabaların ya da heveslerin ne için? Sevdiğin biri mi var? Çok istediğin bir eşya için para mı biriktirmektesin? Bir diplomaya sahip olacaksın, bir işe, ve? Sevdiğin insanla bir yuva kuracaksın belki, bir ev satın almışsın, güzel bir araba ve yıllarca emeğin sonunda hayal ettiğin mesleğe sahipsin. Sonra?
Çocukluğunda oyun ve eğlence peşinde olan insan, ergenliğinde ilişkilere ilgisi yönelirken, gençlikle beraber başarıyı hedefliyor. Yıllar geçerken bakmış ki yetişkinlik kapıya dayanmış, bu defa bir aile kurmak istiyor. Sevdiği insanla paylaşacağı zamanın hayali bile o kadar kıymetli ki onun için. Çocukları oluyor belki, boyunu geçmiş bazıları, onların eğitim masraflarına güç yetirmek, dertlerine deva olmak bu sefer hedefi. Bu arada belki gezmek istediği pek çok yeri gezmiş, yapmak istediği etkinlikleri de gerçekleştirmiş olabilir. Bir yazarsa birkaç kitabı basılmış, bir psikologsa birkaç insanın ruhsal sıkıntıların yardımcı olmuş, bir avukatsa birkaç davayı kazanmış; ya da bir doktorsa bazı insanları iyileştirmiş olabilir. Peki ya sonra?
Sevdiğine kavuşmak amaç olsaydı ve o öldüğünde ya da sen öldüğünde? İşin tek gayen olduğunda, yıllarca bunu yapacaksın sonra… Bu dünyadaki yegane amacımız arzularımızın peşinden koşmak olsaydı, sormak istediğim, her arzu ettiğini gerçekten gerçekleştiren biri var mıdır? Sevdiğin hiç seni bırakmasın istersin. Sevdiğin şeyler hep aynı heyecanı versin. Ama çok merakla beklediğin bir filmi izlediğinde, o filmin zamanla eskimesi gibi, bu dünyadaki her şey ama her şey eskiyor, yok oluyor. Onlar için yaşamaya başladığında hayal kırıklıklarının senin peşini bırakma ihtimaliyse neredeyse hiç yok. Peki tüm bunlar, tüm bu hayaller, tüm bu heyecanlar, duygular hepsi bir ‘son’ için mi?
Bunları, yalnızca ölümden sonrasına inanıp inanmamak konusundan çok, eğer inanıyorsak neden inanmıyormuş gibi yaşıyoruz diye sorgulamak istediğimden söyledim. Ve ''kendimiz olarak'' yaşamaktan söz açarken düşündüklerim; gerçekten kendisini düşünen insanın, kendisi için yaptığı neler ona gerçekte uzun vadede hizmet edebilecek ve ona hüsran yerine huzur getirecektir?
Belki bize armağan olarak ve sınavımız olarak verilen tüm bu geçici olan şeylere kendimizi adıyor, sonra da karalar bağlıyoruzdur. Ya da sürekli başka bir şeyin takipçisi olurken, en uzun uykuyu uyuyacak, uyanacak ve dehşete düşeceğizdir.
Velhasıl bir yolculuğa çıkmışız ve her yol gibi bu yolunda sonu gelecek. Peki yol boyunca yanımıza aldığımız neler bize sonsuzlukta eşlik edecek?
Gülden EREN
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder