Ana içeriğe atla

Nitelikli

Dolunay

  “Üzgünüm bahar Çok sevdiğim için ağlıyorsun bu mevsim Bir bahçe var içimde. Güneşimi çalacak kara bir bulut beliriyor önce üzerinde nereye gitsem benimle geliyor, Sanki saçlarımdan bir tutam,  Hep benimle...  Sonra gece oluyor,  Gözlerinin içi gülüyor Ay'ın Gökyüzümden dökülüyor kara bulutlar onu izlerken... Gülüşüyle ağlıyorum sevinçten; Bir kasırga oluyor yağan yağmur...  Ona ulaşamayışımın çaresizliği ile hırpalıyor beni bir çift el, Düşlerimin yakasına yapışan o eller benimkiler.. Saatler tokmaklarıyla uykumu kovalarken korkularımın üzerini örtüyor, Gece gündüze kavuşmadan önce; dualar yolluyorum semanın Sahibine  Ve eğer o ağlarsa dökülüyor birer birer ağaçların yaprakları  Yüzünde solan çiçek güze çeviriyor baharı  Koşamadığım yollarda dolaşan hayalet bir yankı oluyor sesim... Dağlarca uzaktan nasıl kollarımı kavuşturabilirim...” . . Gülden Eren

Vanya Dayı'dan Alıntılarla -1-

Loading

 


“-Oturdum, gözlerimi işte böyle kapattım ve düşündüm: Önümüzdeki nesiller, bizden bir iki yüzyıl sonra yaşayacak olanlar, kendileri için yol açmakta olduklarımız, bizi hayırla anacaklar mı acaba? Hayır, dadı, unutacaklar bizi.

-İnsan unutkandır ancak Tanrı hatırlar.”

(Vanya Dayı- Anton Çehov)

Evet, insan unutkandır. En acı yaşanmışlıkları dahi bir gün gülerek anlattığı bulanık bir ize dönüşebilir. Yaşanılan her şey değiştiren olur bazen insanı, çok da şey öğretebilir ama bunlardan geriye kalan yaşanılanların yansımasıdır, parmak izleri. Zaman sere serpe dağıtır hissiyatı ve içerisinden çıkılamaz düşünceleri. İnsan, bazen ders çıkarmaz olanlardan, bundandır kendisine dahi vefa göstermeyebilirken başkalarının anları, anıları, sözleri ve yaptıkları şeyler onun için raflardaki kitapları arasında bir toz gibi kalır sanki. Kitapları yazan kimdir, nasıl yazılmıştır tüm bunlar ya da neden? Üstün körü yaşanılan hayatlar silsilesi gibi, sanki zaman geçiyorken bizlere hiç dokunmuyor gibi, pek çok şey için bir anlam arayışına girmeden... Öylesine yaşar ya bazılarımız. Zamansız, kitapsız, hesapsız, sanki bir hiç uğruna varmış gibi. Yalnız arzu ettiği şeylere hizmet eden birkaç yıl için. Etrafını saran tüm varlıkların hizmet ettiği sistemi, renkleri ve hareketleri sanki görmüyor, duymuyor; içerisinde olduğu harikulade düzenin farkına varmak istemiyor gibi.

“Ancak Yaratıcı hatırlar.” Yaratıcı hatırlar ve hatırlatacaktır elbette. Yoksa bir varlığa niçin gerek olsundu. Sanatçı, sanatını bildirmek isterken, bir heykelin, bir şiirin ya da bir ezginin çıkıp da ‘ben bir çöpüm, neden beni var ettin?’ diyerek sorması kadar, kendini tanımayan veyahut bilmek istemeyen, sanki kalem onun elindeymiş gibi, silgiyi isteyen bir mahluk… Lütfedilen varlığına karşı öfkeli ve isyankar, sanki yokluğu tanıyormuş gibi; bir ipin ucunda ya da bileğindeki bıçakla asi. Ama kendini yok sayan her şey gibi, kalbinin üzerine mühürler vurduran insanda gün geliyor hüsranla boğuluyor.

Güneş kendini yok sayarak aydınlatmaya ve ısıtmaya son vermek istese, nasıl ki ona ‘taşıdığın ışık ve ateş ne içindi?’ diye sorulacağı gibi,  insanda kendisine verilen aklı ve iradeyi yok saydığında, bir kuştan daha manasız bir varlık haline gelebiliyor. Nitekim kuş, kanatlarının rengini ve güzelliğini dahi farkında değilken, insan sorular sorabiliyor ve ondaki göz, kulak gibi azalarının nicesi yardımıyla keşfe çıkabiliyor. Saçlarını tarıyor, aynaya bakıyor, üzerine birbiriyle uyacak, mevsimine, gideceği mekana uyacak, yapacağı işe, belki etrafında olacak insanlara da hitap edecek bir kıyafet seçebiliyor. Hatta bir parça kıyafete sevgi besleyerek, sırf onlara duyduğu sevgi ve bağlılıkla onları giyinebiliyor. Bazen farklı olmak için, bazen ait hissetmek için…

Saçından, tırnaklarına kadar düşünen insan, kendisini saçından tırnaklarına kadar var edip düzenleyen bir güce acaba hangi sebeplerden dolayı inanmıyor? Hayatı boyunca bir şeylere ait hissetmek için çırpınması ya da ait olmak istemediği için isyanla kayboluşunun arkasında, sonsuz bir gücün eseri olması ve ona sonsuzluk vaat edilmesi olabilir mi? Ölüm bir son dediğinde ya da onun için bir başlangıç olduğunda, bu insanın altmış senelik ömründe ne gibi anlamlar buluyor? 

Acaba insan, neleri unutuyor olabilir?

 


 Gülden EREN

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar