Ana içeriğe atla

Nitelikli

Dolunay

  “Üzgünüm bahar Çok sevdiğim için ağlıyorsun bu mevsim Bir bahçe var içimde. Güneşimi çalacak kara bir bulut beliriyor önce üzerinde nereye gitsem benimle geliyor, Sanki saçlarımdan bir tutam,  Hep benimle...  Sonra gece oluyor,  Gözlerinin içi gülüyor Ay'ın Gökyüzümden dökülüyor kara bulutlar onu izlerken... Gülüşüyle ağlıyorum sevinçten; Bir kasırga oluyor yağan yağmur...  Ona ulaşamayışımın çaresizliği ile hırpalıyor beni bir çift el, Düşlerimin yakasına yapışan o eller benimkiler.. Saatler tokmaklarıyla uykumu kovalarken korkularımın üzerini örtüyor, Gece gündüze kavuşmadan önce; dualar yolluyorum semanın Sahibine  Ve eğer o ağlarsa dökülüyor birer birer ağaçların yaprakları  Yüzünde solan çiçek güze çeviriyor baharı  Koşamadığım yollarda dolaşan hayalet bir yankı oluyor sesim... Dağlarca uzaktan nasıl kollarımı kavuşturabilirim...” . . Gülden Eren

Kanatlarını Bilmek

Loading

 

‘’İnsanlar içlerindeki bencil arzular tatmin olduğunda mutlu olurken, aynı zamanda uslu çocuklar haline geliyorlardı.’’ İzlediğim The Century Of Self adındaki belgeselin ilk bölümü. Belgesel, bugün halen daha bütün dünyaya hakim olan tüketen insan modelinin nasıl ortaya çıktığından ve Freud’un insan hakkındaki fikirlerini alarak kitlelerin manipülasyonu için kullanan ilk kişi olan yeğeni Edward Barneys’den bahsediyor. Freud’un çok tehlikeli olduğundan bastırıldığını söylediği bilinçaltı duygularını, asla özgür olmaması gereken çünkü bunun felakete sebep olacağını söylediği insanları; yalnız tüketiciler haline dönüştüren Barneys, Wilson’un etrafında dalgalanan kalabalığı görmesiyle, amcasının psikanalize giriş eserinin pusulasıyla barış zamanında da böylesine büyük kitleleri ikna etmenin bir yolunu bulacaktı. Alakasız nesneler insanların başkalarının gözünde dilediği şekilde görünebilmesini adına duygusal simgeler halini alacak ve çok güçlü hale gelecekti. Kitlelerin psikolojik yaşamlarını yönetecek devasa hükümet programları ortaya çıkacaktı. Bu belgesel düşündürdü ki: İnsanlar bence yalnız güdülenerek varlıklarını sürdüren değil, bir taraftan rasyonel varlıklar. Bu rasyonel varlıkların bu denli boyunduruk altına alınabilmesinin sebebiyse duygu ve düşüncelerinin manipüle edilmesi gibi bir hile. Şirketlerin insanları pazarladığı bir çağda yaşıyor olduğumuz gerçeği uzun zamandır bu hilenin kullanıldığını söylüyor ve belki de bunun hep böyle devam edebileceğini. İnsanların bu hileyi nasıl ıskalayabileceği fikri bana bunun ancak öz farkındalıkla mümkün olabileceğini söyledi. Kendinin farkında olan; bir değil bini okuyan, düşünen, yazan, dinlemekle kalmayıp işiten izlemekle kalmayıp gören insanlar olursak kendimizi dünya pazarının tezgahında sunulur halde bulmaktan sıyrılabiliriz belki de. Yalnız ihtiyaçlarını satın alan insanlar haline gelmek güç gelecekse bile, başkalarının ihtiyaçlarına da dikkat kesilmek; ihtiyaç sahiplerine yardım etmek bencilliğimizin biraz olsun önüne geçebilir ve bizi hayvanlardan aşağı varlıklar olmaktan alıkoyabilir. Fikirlerini ucuz bir fiyata satın alan insanlar olmaz; bizim için gerçekten neyin iyi olduğunu düşünebilirsek, yalnız kendimize ait olmadığımız kendimizin de bir amaca ait olduğunu hatırlayabilirsek… Sonsuz arzuları, hayalleri olan insanoğlu ne zaman ‘Bir’e değil bine kul olduysa, göklerde uçmak yerine ayaklar altında toz oldu.


Gülden

EREN
EREN

 

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar